I. Giriş
Deprem, Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en önemli tabii afetlerden biri olmakla ülkemiz dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinin üzerindedir. Ülkemizin hemen her bölgesinde deprem riski bulunmaktadır. Bireysel ve toplumsal olarak felaket öncesinde alınacak önlemler zararı azaltmaktadır.
II. Hukuki Sorumluluk
Türk Borçlar Kanunu kapsamında sorumluluk türleri, sözleşme sorumluluğu, haksız fiil sorumluluğu, kusursuz sorumluluk ve sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan sorumluk olarak dört sınıfa ayrılmaktadır.
Haksız fiillerden doğan borç ilişkileri TBK 49 ve devamı maddelerinde mevcuttur. Buna göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle bir başkasına zarar verenin bu zararı tazmin etme yükümlülüğü mevcuttur. Hâkim, haksız fiil nedeniyle hükmedilecek tazminatın kapsamını ve ödenme biçimi belirlerken, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne almaktadır.
Yasa metninde kusurun ağırlığı, tazminat miktarının belirlenmesinde ölçü olarak kabul edildiğine göre, zararın hesabından sonra, sorumlu kişinin kusuru ağır ise hükmedilecek tazminat miktarı uğranılan zararın miktarına olmaktadır. Ancak sorumlu kişinin kusuru hafif ise, bu durumda hükmedilecek tazminat miktarı zarar ile eşit dahi olmayabilmektedir.
Bunun yanı sıra zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş veya tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmışsa hâkim, tazminatı indirebildiği gibi tamamen de kaldırabilir. Örnek vermek gerekirse, yapı tamamlandıktan sonra, yapıyı malik veya kiracı sıfatıyla kullanan tarafından, deprem esnasında yapının yıkılmasına sebep olacak nitelikte ve derecede bir eylemde bulunmaları, yani yapının taşıyıcı kolonlarına zarar vermeleri durumunda, hâkim yapının yıkılmasında yapı müteahhidinin kusurunun bulunmaması halinde tazminatı tamamen kaldırabilmektedir.
Son olarak, zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşme gibi bir durum olursa ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminat miktarından hakkaniyet çerçevesinde indirim yapabilmektedir.
Yasal düzenleme incelenecek olursa, ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplardır. Bedensel zararlarsa özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplardır.
Bir kimsenin bedensel bütünlüğünün haksız bir fiil nedeniyle zarara uğraması halinde, zarar görenin uğramış olduğu maddi zararlarının tazmini ile olayın özellikleri göz önünde tutularak, manevi zararlarının giderilmesi açısından manevi tazminat ödenmesine de karar verilebilecektir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınları lehine de manevi tazminata hükmedilmektedir.
Öte yandan yapının yıkılarak tamamen yok olması, ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmesi ya da hafif hasar nedeniyle güçlendirme çalışması yapılmasının gerekmesi gibi durumlarda, yapı maliklerinin ve yapıdan yararlananların, yapının mevcut durumu nedeniyle uğramış oldukları maddi zararların tazmini de söz konusudur.
Yasal düzenlemede haksız fiil nedeniyle tazminat zamanaşımı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıldır. Ancak tazminat hakkı, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir eylemden doğmuşsa, bu durumda ceza zamanaşımı süresi, uzamış tazminat zamanaşımı süresi olarak uygulanmaktadır.
Yargıtay içtihatlarına göre, depremde yıkılan yapı nedeniyle ölüm ya da yaralama meydana gelmiş ise ceza zamanaşımı süresinin, suçun meydana geldiği, yani yapının yıkıldığı tarihten itibaren başlayacağı kabul edildiğinden (Bkz. YCGK, E.2002/9-314, K.2003/15, T.4.3.2003), tazminat zamanaşımının başlangıç tarihinin de yapının yapıldığı tarih değil, haksız fiilin gerçekleştiği, yani yapının zarara uğradığı tarih olarak kabul edilmesi gerektiği hususunda tereddüt yoktur.
Depremde yıkılan yapı nedeniyle zarara uğrayanların zararlarının giderilmesi için açılan davalarda hükmedilecek tazminatın kapsamı ve ödenme biçimi belirlenirken, durumun gerekleri ve yapının yıkılmasında kusuru bulunanların kusur oranları ile ağırlıklarını göz önüne alınması, bu kapsamda belirlenecek kusur oranlarına göre sorumluların ödeyeceği tazminat miktarının belirlenmesi, gerekmesi halinde belirlenecek tazminat miktarından hakkaniyet indirimi yapması ve nihayetinde DASK tarafından Zorunlu Deprem Sigortası kapsamında yapılan ödemelerle, doğan maddi zarara mahsuben başkaca bir kurum ya da kuruluşlardan yapılan ödemelerin tazminat miktarından düşülmesi, gerekmektedir.
III. Cezai Sorumluluk
Türk Ceza Kanunu kapsamında, failin, ceza sorumluluğu doğuran eylemi nedeniyle cezalandırılabilmesi için, kasıt veya taksir derecesinde kusurunun olması gerekmektedir.
TCK’nin 21’nci maddesine göre, suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. TCK’nin 22’nci maddesinde ise taksir tanımı mevcut olup buna göre taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
5237 sayılı TCK, 765 sayılı TCK’dan farklı olarak “olası kast” ve “bilinçli taksir” kavramları ceza hukuku mevzuatımıza dâhil edilmiştir.
TCK’nin 21/2 maddesine göre, kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur iken diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.
TCK’nin 22/3 maddesinde göre, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir. Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenmektedir.
Depremle yıkılan yapılar nedeniyle ölüm ya da yaralama sonucunun meydana gelmesi halinde, uygulamada, yapı sahibi, yapı müteahhitti, fenni mesul meslek mensupları ve yapı denetim sorumluları hakkında, TCK’nin 85’nci maddesinde düzenlenmiş olan taksirle öldürme suçu ve TCK’nin 89’ncu maddesinde düzenlenmiş olan taksirle yaralama suçu yönünden cezai soruşturma ve kovuşturma yürütülmektedir.
2011 yılında Van’da meydana gelen depremden sonra açılmış olan bir ceza davası kapsamında verilmiş olan ve konuya dair emsal nitelikte bulunan Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E. 2020/12133, K. 2022/10714, T. 27.12.2022 sayı ve tarihli kararı hüküm altına alınmıştır.
Yargıtay kararında, yapı sahibi ve müteahhitti ile fenni mesul meslek mensupları ve yapı denetim sorumlularının, binanın yapımı anından itibaren, binanın mevcut yasal ve yönetsel mevzuat hükümleri ile teknik şartlarına uygun şekilde yapımdan sorumlu oldukları, bu sorumluluklarını yerine getirmemeleri nedeniyle binanın yasal, idari ve teknik şartlara uygun inşa edilmemesinin binanın yıkılmasında etkili olduğu, yani binanın yıkılması ile faillerin sorumluluklarını yerine getirmemeleri arasında nedensellik bağı bulunduğu, öngörülen netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı davranan faillerin bilinçli taksir derecesinde cezai yönden sorumlu oldukları, belirtilmiş ise de, kanaatimizce bu durumda sorumlular hakkında, açıklayacağımız nedenlerle olası kast hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Mevcut yasal ve yönetsel mevzuat hükümleri ile teknik şartlarına uygun şekilde yapımdan sorumlu olan yapı sahibi ve müteahhitti, fenni mesul meslek mensupları ve yapı denetim sorumlularının, yasal ve idari yükümlülüklere aykırı surette yapı inşa etmeleri halinde, inşa edilen yapının depremle veya başkaca bir sebeple yıkılabileceğini ve yıkılan bina nedeniyle de ölüm ya da ölümler ile yaralanma ya da yaralanmalar gerçekleşebileceğini öngörmelerine rağmen, yapıyı yıkılma riskini öngörerek ve bu riskin gerçekleşmeyeceği umuduyla ve gerçekleşirse de meydana gelecek yıkımı göze alarak, mevcut yasal ve idari düzenlemelerle belirlenmiş olan teknik ve fenne aykırı surette inşa etmeleri halinde, inşadan kaynaklı kusurlara bağlı olarak deprem veya başkaca bir nedenle yıkım meydana gelmesi durumunda, yıkıma bağlı gerçekleşen ölüm ve yaralanmalar nedeniyle cezai yönden olası kast derecesinde sorumlu tutulmaları gerekmektedir.
IV. Konuya İlişkin Yargıtay Kararları
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun E. 2003/4-603, K. 2003/594, T. 22.10.2003
“ Zamanaşımı süresinin, zararın meydana geldiği, yani haksız fiilin bütün unsurlarıyla gerçekleşip hukuken bu niteliğe büründüğü tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacıya ait mesken her ne kadar Yapı Kullanma İzin Kâğıdına göre 06.11.1975 tarihinde tamamlanıp teslim edilmiş ve o tarih itibariyle hukuken binanın davalılar ile ilişkisi kesilmiş ise de, davalıların haksız fiili ve onun sonucunda oluştuğu ileri sürülen zararın meydana geldiği (zararın oluşmasına neden olan olgu olarak depremin oluştuğu) 17.8.1999 tarihinde gerçekleşmiş sayılacağı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin başlangıcında yapının tamamlandığı değil, zarara uğradığı tarihin esas alınması gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.”
- YHGK, E.2012/4-786, K.2013/318, T.6.3.2013
“ Depremde hasar oluşması nedeniyle uğranılan maddi zararın yükleniciden tazmini istemli bir dava kapsamında vermiş olduğu kararında, dava konusu zararın, 17 Ağustos 1999 günü gerçekleşen deprem nedeniyle oluştuğu, bina plan ve projesine, imar düzenlemelerine ve deprem yönetmeliğine uygun yapılmış olsa bile, gerçekleşen depremin 7,4 şiddetinde olduğu göz önüne alındığında, binanın deprem nedeniyle hasara uğramasının kaçınılmaz olduğu, bu nedenle belirlenen tazminat tutarından hakkaniyet gereği uygun bir indirim yapılması gerekir.”
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, E. 2013/4-1706, K. 2015/1205, T. 15.4.2015
“ Deprem nedeniyle, resmi raporlara göre 285.211 ev ve 42.902 iş yerinin, resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 133.683 çöken bina ile yaklaşık 16 milyon insanın, depremden değişik düzeylerde etkilenmiş olduğu, bu nedenle gerçekleşen depremin gerek büyüklük, gerek etkilediği alanın genişliği, gerekse sebep olduğu maddi kayıplar açısından son yüzyılın en büyük depremlerinden birisi olduğu hususları gözetilerek, zarar tutarının ne kadarlık kısmından davalıların sorumlu olacağının tam olarak tespit edilememesi halinde, depremin niteliği ve olumsuz etkisi de dikkate alınarak, adalete uygun bir şekilde karar verilmesi gerekir.”
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun E. 2021/1-95, K. 2022/257, T. 12.4.2022
“ Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, olası kastta fail, fiilin kanunda tanımlanan sonucun, muhakkak değil ama büyük bir ihtimalle gerçekleşeceğini bilmesine rağmen, “olursa olsun” düşüncesiyle meydana gelecek neticeyi göze alarak hareket etmekte ve neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermeksizin suçun yasal tanımında belirtilen unsurlarının meydana gelmesini kabullenerek fiili gerçekleştirmektedir.”
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin E. 2020/12133, K. 2022/10714, T. 27.12.2022
“ 3194 Sayılı İmar Kanunun 28. maddesinde yapının fenni mesuliyetini üzerine alan meslek mensuplarının, (fenni mesul mimar ve mühendisler uzmanlık alanlarına göre) yapının, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, Kanuna, ilgili diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesini denetlemekle görevli olduğu, ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılması halinde durumu ruhsatı veren Belediyeye bildirmekle mükellef olduğunun düzenlendiği, bu konuda denetim görevini yerine getirmeyen fenni mesul mimar ve mühendisin binanın yıkılmasına neden olan imalat hatalarından sanık olarak sorumlu olduğu,
Binanın sahibi ve müteahhidinin, binanın yapımına başlandığı andan itibaren, yürürlükteki kurallara uygun bir inşaat yaptırmak bakımından, binanın yapımından sorumlu olduğu ve kendi üzerine düşen dikkat ve özeni göstermemesi nedeniyle sanık olarak sorumlu olduğu,
Depremde yıkılan binadan alınan karot numunelerinin teknik bilirkişiler tarafından incelenmesi neticesinde; 1997 yılında yayımlanan Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte birinci ve ikinci derece deprem bölgelerindeki binalarda C20 veya daha yüksek dayanımlı beton kullanılmasının zorunlu olmasına rağmen, kullanılan betonun Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkındaki Yönetmelikte belirtilen minimum beton sınıfı olan C16’yı dahi sağlayamadığı, etriye aralığı açısından ve binanın mevcut taşıyıcı elemanlarının donatı detaylandırmasında yetersizlikler olduğu, bilirkişi raporu ile proje verilerine göre kolon boyutları, donatı çap ve adetlerinde de farklılıklar olduğu, parça beton numuneler içerisinde çimento hamuru-agrega arasında aderans çözülmesi olduğunun belirlendiği, bu yetersizlik ve eksikliklerin binanın yıkılmasında etkili olduğu; sanıkların yıkılan binanın proje aşamasında, yapım aşamasında ve bitimi aşamasında, üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği, öngörülebilen bu netice bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranan sanıklar hakkında bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu,”
AV. MURAT KUBİLAY CENGİZ
STJ. AV. TUĞÇE NUR ACAR